Yirmibirinci yüzyılın ikinci çeyreğinde, küresel siyasetin odağı yeniden denizlere kaydı. İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki kontrol politikaları ve ABD'nin buna karşılık geliştirdiği abluka stratejisi, küresel ekonominin hassas yapısını bir kez daha gözler önüne serdi.
Tanker geçiş hızındaki olası bir düşüş dahi petrol fiyatlarında dalgalanmalara, sigorta maliyetlerinde artışa ve Asya'dan Avrupa'ya uzanan üretim zincirlerinde aksamalara neden olabiliyor. Modern dünyanın deniz taşımacılığına bağımlılığı, bu tür gerilimlerin etkisini artırıyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik 'Tukidides Tuzağı' uyarısı, kritik su yollarındaki olası egemenlik mücadelelerine işaret ediyor.
ABD'nin Latin Amerika'da Venezuela ve Küba gibi ülkelere yönelik uyguladığı deniz diplomasisi, küresel mücadelenin şeklini gösteriyor. Ancak ABD'nin, askeri kapasitesi ve jeopolitik konumu daha güçlü olan İran'a karşı aynı stratejiyi uygulama çabası, beklenmedik domino etkileri yaratma riski taşıyor. Günümüzde dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 80'i deniz yoluyla gerçekleştiriliyor ve enerji ticaretinin omurgasını Hürmüz, Babül Mendep, Malakka gibi kritik boğazlar ile Süveyş ve Panama kanalları oluşturuyor.
Bu stratejik noktalar, küresel güç mücadelesinin merkezi haline gelmiş durumda. Alfred Thayer Mahan'ın 19. yüzyılda belirttiği gibi, 'Denizlere hâkim olan dünyaya hâkim olur' prensibi, günümüzde de geçerliliğini koruyor. Ancak Mahan'ın teorisi yeni bir evreye girmiş durumda. Artık sadece büyük donanmalar değil, orta ölçekli güçlerin de ucuz ve etkili füze ve drone teknolojileriyle süper güçlerin hareket alanını sınırlayabildiği görülüyor. İran'ın asimetrik deniz doktrini, bu duruma örnek teşkil ediyor.
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) uyarınca boğazlar transit geçiş hakkı için belirlenmiştir ve gemilerin engelsiz seyahat hakkı bulunur. Geçiş ücreti uygulamak uluslararası hukukun ihlali anlamına gelir. Hürmüz Boğazı, günlük yaklaşık 20 milyon varil petrolün ve küresel LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği dünyanın en kritik enerji geçiş noktasıdır. Boğazın dar yapısı, birkaç mayın veya füzenin bile küresel ticareti felce uğratma potansiyeli taşıdığını gösteriyor.
İran'ın uyguladığı 'kontrollü geçiş rejimi', doğrudan büyük bir savaş başlatmadan küresel piyasalarda önemli etkiler yaratabiliyor. Bu durum, klasik askeri güç tanımını da değiştiriyor. Artık bir ülkeyi işgal etmekten ziyade, stratejik bir boğazı kontrol altında tutmak daha etkili sonuçlar doğurabiliyor. İran'ın hipersonik füze sistemleri, kıyı konuşlu anti-gemi füzeleri ve insansız hava araçları, ABD'nin milyarlarca dolarlık uçak gemilerini dahi savunma pozisyonuna itmiş durumda.