Araştırmacılar, İspanya'da kayalara oyulmuş mağaralardan oluşan Las Gobas yerleşiminin 7. ve 11. yüzyıllar arasında kullanıldığını belirledi. Bölgede bulunan 33 kişiye ait iskelet üzerinde yapılan genetik incelemeler, topluluğun uzun süre aynı kapalı çevrede yaşam sürdürdüğünü ortaya koydu.
Yapılan analizlerde bireylerin önemli bölümünde yakın akrabalık ilişkilerine rastlanırken, toplumun dış gruplarla çok sınırlı temas kurduğu tespit edildi. İncelenen genetik örneklerin yaklaşık yüzde 63'ünde akraba evliliklerine işaret eden bulgulara ulaşıldı. Bu durum, topluluğun en az beş yüzyıl boyunca büyük ölçüde kendi içinde yaşamını sürdürdüğünü gösteriyor. Las Gobas sakinlerinde, Orta Çağ İber Yarımadası'nın diğer topluluklarına kıyasla daha düşük genetik çeşitlilik tespit edildiği ve bunun uzun vadede sağlık sorunlarını artırmış olabileceği değerlendiriliyor.
İskeletler üzerinde yapılan incelemeler, toplum içindeki çatışmaları da ortaya çıkardı. Bazı kafataslarında ve kemiklerde kılıç darbelerine veya sert darbelere bağlı olduğu düşünülen travma izleri bulundu. Bu bulguların, mağara topluluğu içinde zaman zaman şiddet olaylarının yaşandığına işaret ettiği belirtiliyor.
Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de çiçek hastalığına ilişkin bulgular oldu. Antik DNA analizlerinde, Orta Çağ Avrupa'sının ölümcül hastalıklarından biri olan çiçek virüsüne dair izler tespit edildi. Uzmanlar, hastalığın bölgede yaygın şekilde tüketilen domuzlar aracılığıyla topluluğa ulaşmış olabileceğini değerlendiriyor. İzole yaşam koşulları nedeniyle salgınların daha yıkıcı sonuçlar doğurmuş olabileceği belirtiliyor.
11. yüzyılın sonlarına doğru terk edildiği düşünülen Las Gobas'ın neden boşaltıldığı ise hâlâ kesin olarak bilinmiyor. Hastalıklar, kaynak yetersizliği, iç çatışmalar veya dönemin siyasi değişimleri olası nedenler arasında gösteriliyor. Ancak mağaralarda bulunan kalıntılar, yüzyıllar boyunca yer altında yaşamış bu toplumun günlük yaşamına dair elde edilen en kapsamlı verilerden biri olarak değerlendiriliyor.