Türkiye'nin Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Afrika'daki stratejik girişimleri, İsrail'in güvenlik algısında önemli değişikliklere yol açtı. Daha önce İran'ı ana tehdit olarak gören İsrail, bölgedeki güç dengelerinin değişmesiyle birlikte Türkiye'yi en büyük güvenlik endişesi olarak konumlandırdı. Türkiye'nin Suriye, Irak, Somali, Libya ve Kuzey Kıbrıs'ta kurduğu askeri varlıklar ve imzaladığı anlaşmalar, İsrail'de bir tür kuşatma olarak yorumlanıyor.
Suriye'de Esad rejiminin ardından Türkiye'nin askeri etkisinin artması, İsrail için önemli bir kaygı kaynağı oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Suriye yönetimiyle entegrasyonu ve Ebu el-Zuhur gibi kritik hava üslerindeki varlığı, İsrail'in Suriye hava sahasındaki operasyonel kabiliyetini sınırladı. 18 Ağustos 2026'da İsrail savaş uçaklarının Türkiye sınırına yakın Ebu el-Zuhur askeri üssüne yönelik bombardımanı, bu endişenin somut bir göstergesi olarak değerlendirildi.
Ankara'nın jeopolitik adımları sadece askeri alanda kalmadı. Irak ile yürütülen Kalkınma Yolu Projesi, Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) planını etkisiz hale getirdi. Ağustos 2026'da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, İsrail'in diplomatik stratejilerini olumsuz etkiledi. Bu anlaşma, NATO'nun 5. maddesine benzer bir savunma mekanizması oluştururken, İsrail'in Arap ülkeleriyle normalleşme çabalarına darbe vurdu. Türkiye'nin Katar'daki askeri üssü de bölgedeki varlığını güçlendirdi.
Deniz alanında ise Doğu Akdeniz'deki gelişmeler öne çıkıyor. İsrail'in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile planladığı EastMed boru hattı projesi, Türkiye'nin Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasıyla coğrafi olarak bölündü. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) askeri tahkimatlar da hız kazandı. Geçitkale'nin İHA üssü, Karpaz'daki deniz üssü ve Ercan Havalimanı'ndaki F-16 filoları, İsrail'in Akdeniz'deki hakimiyetini sınırladı.
İsrail'in küresel ticaret yolları açısından hayati öneme sahip Eylat Limanı ve Kızıldeniz çıkışı da Türkiye'nin deniz etki alanına girdi. Türkiye'nin Somali ile imzaladığı deniz güvenliği anlaşması çerçevesinde bölgede Türk donanmasının devriye gezmesi, İsrail ekonomisi için ciddi riskler taşıyor. Bu durumu aşmak isteyen İsrail, 2025'in sonlarında ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanıdı. Ancak Türkiye'nin Somali donanmasını güçlendirmesi ve Sudan'ın Sevakin Adası'ndaki varlığı, bu girişimin kolay başarıya ulaşamayacağını gösteriyor.
Bu stratejilerin sürdürülebilirliği, Türkiye'nin savunma sanayisindeki yerli ve milli gelişmelere dayanıyor. İsrail'in olası saldırılarına karşı hava savunmasını güçlendirmek amacıyla Çelik Kubbe sistemi ve milli muharip uçak KAAN önem taşıyor. Mavi Vatan'ı korumak ve üslere lojistik sağlamak için milli uçak gemisi projesi ile insansız hava ve deniz araçları, Türkiye'nin jeopolitik konumunu destekleyen unsurlar olarak öne çıkıyor.