ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail ve Lübnan arasında çatışmaları sonlandırmayı amaçlayan çerçeve anlaşmayı "başlangıcın başlangıcı" olarak nitelendirdi. Ancak, her iki tarafın da üzerinde mutabık kaldığı bu üçlü çerçeve plan, Lübnan'da geniş çaplı bir şüphe ve endişeyle karşılandı.
İsrail ordusunun Lübnan'da bir "güvenlik tampon bölgesi" oluşturması ve Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar nedeniyle Lübnan'da bir milyondan fazla kişi yerinden edildi. Mart ayında İran destekli Hizbullah'ın İsrail'e roket atmasıyla tırmanan gerilimde, İsrail saldırıları sonucunda 4.000'den fazla Lübnanlı hayatını kaybetti ve 12.000'den fazla kişi yaralandı. Çatışmalarda en az 34 İsrail askerinin öldüğü bildirildi.
Anlaşmanın en kritik maddelerinden biri olan Hizbullah'ın silahsızlandırılması şartı, Lübnan'da büyük protestolara yol açtı. Hizbullah lideri Naim Kassem, çerçeve planı "aşağılayıcı, utanç verici ve egemenliğin teslim edilmesi" olarak tanımlayarak sert tepki gösterdi. Kassem, bu durumun Lübnan topraklarının İsrail tarafından kalıcı olarak ilhak edilmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.
Anlaşmanın 13. maddesi, tarafların birbirlerine karşı uluslararası hukuk yoluna başvurmayacağını öngörüyor. Bu hüküm, evleri ve geçim kaynakları tahrip edilen Lübnanlıların Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mercilerde tazminat talebinde bulunmasını engelleyebileceği gerekçesiyle eleştiriliyor. Öte yandan, bazı gözlemciler anlaşmanın Lübnan'ı İran'ın nüfuz alanından uzaklaştırabileceğini savunuyor.