Amerika Birleşik Devletleri, İran'ın küresel finansal ağlarına karşı kapsamlı bir ekonomik saldırı başlattığını duyurdu. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, yaptırımların dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve denizcilik sektörlerini kapsayacağını belirtti. Bessent, İran ile finansal ortaklık kuran tüm ülkelerin de tecrit edileceğini ekledi.
Bessent'in "ekonomik çıkartma günü (D-day)" olarak nitelendirdiği bu açıklama, Washington'da büyük yankı uyandırırken, Tahran'dan farklı bir tepki geldi. İran Ekonomi Bakanı Ali Madanizadeh, bu adımı "aynı eski laflar" olarak değerlendirerek, ülkesinin "her senaryoya" hazır olduğunu ifade etti. Madanizadeh, Tahran'ın bu hamleyi öngördüğünü ve gerekli planların halihazırda mevcut olduğunu belirtti.
Bu durum, İranlı liderlerin temel sorusunu gündeme getiriyor: ABD, daha önce denemediği hangi yeni adımları atabilir? Bessent, İran ile iş yapan ülkelere, bankalara ve şirketlere yönelik daha geniş kapsamlı ikincil yaptırımlar uygulama tehdidinde bulundu. Ancak bu politika yeni değil; İran yıllardır ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalıyor ve bu yaptırımlar İran ile ticaret yapan yabancı şirketleri de hedef alıyor.
Tahran için asıl belirleyici olan, Washington'ın yaptırımları ne ölçüde daha geniş kapsamlı uygulayacağıdır. ABD'nin mevcut yaptırımları, İran'ın deniz yoluyla petrol ihracatını ve mal/ekipman ithalatını zaten zorlaştırıyor. İran'ın yedi ülkeyle olan uzun kara sınırları ve bu sınırları kullanarak yaptırımları aşma konusundaki deneyimi, deniz yolu ticaretinin yerini tam olarak dolduramasa da bir miktar rahatlama sağlıyor.
Ancak Washington'ın, özellikle Çin ve İran'ın komşularını içeren ve önceki yaptırımlardan etkilenmeyen kanalları kapatmayı başarması durumunda, baskı önemli ölçüde artabilir. Çin Dışişleri Bakanlığı, 25 Ağustos'ta yaptığı açıklamada bu tür yaptırımları "yasa dışı" olarak niteleyerek karşı çıktı. Yaptırımların başarısız olması durumunda, Bessent'in açıklaması İran içinde ABD ile anlaşmaya karşı çıkanların argümanlarını güçlendirebilir.
Washington, diğer seçeneklerin sınırlı kalması nedeniyle ekonomik baskıya geri döndüğünü savunuyor. Yeni bir askeri harekat riskliyken, yıllardır uygulanan yaptırımlar da İran'ı ABD'nin taleplerini kabul edecek kadar zorlayamadı. Diplomatik alanın daralması ve ABD'nin yeni saldırı tehditlerini sürdürmesi, anlaşmadan yana olan İranlı yetkililerin ülke içindeki pozisyonunu zayıflatabilir.
İran, savaş başlamadan önce de yüksek enflasyon ve hızla değer kaybeden para birimiyle ciddi sıkıntılar yaşıyordu. 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in hava saldırılarıyla başlayan çatışmalar durumu daha da kötüleştirdi. İran para birimi riyalin değer kaybı, günlük yaşamı olumsuz etkiliyor; ithalat maliyetleri artıyor, işletmeler planlama yapmakta zorlanıyor ve halkın birikimleri eriyor. Petrol ihracatına getirilen kısıtlamalar, hükümetin döviz kaynaklarına erişimini de sınırlıyor. 34 yaşındaki N. (gerçek adı gizlenmiştir) (gerçek adı gizlenmiştir), aylık gelirinin yaklaşık 100 dolar olduğunu belirtiyor ve devletin sağladığı et sübvansiyonu kuponuyla et alabildiğini söylüyor. İki çocuk annesi ev hanımı M. (gerçek adı gizlenmiştir) ise, eşinin savaşın başından beri işsiz olduğunu ve yaptırımlardan sonra daha da korktuklarını ifade ediyor.
İran, zamanın ABD Başkanı Donald Trump'ın aleyhine işlediğine inanıyor olabilir. Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek olası bir ticaret aksaması, petrol fiyatlarını yükselterek ABD enflasyonunu artırabilir ve Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde siyasi bir sorun haline gelebilir. Bu durum Tahran'a bir hedef tarih sunuyor olsa da, Amerikan seçimlerine bel bağlamak riskli bir strateji olacaktır. Ara seçimlerin ötesinde, Trump'ın 2028'deki başkanlık seçimlerinde aday olmayacağı gerçeği, mevcut ekibin görevden ayrılacağını düşünerek İran ile çatışmayı sürdürme konusunda daha fazla özgürlük hissetmesine neden olabilir. Bu nedenle İran için iki farklı zaman işliyor: biri Washington'da siyasi, diğeri ise İran içinde ekonomik.