Polonya'da 13. yüzyılda tuzlu su arayışıyla başlayan kazı çalışmaları, devasa kaya tuzu yataklarının keşfedilmesiyle beklenmedik bir sonuca ulaştı. Bu keşif, bölgenin kaderini değiştiren önemli bir gelişme oldu.
Tuzun, gıda saklama ve tedavi amacıyla altın kadar değerli olduğu 14. yüzyılda, Polonya Kralı III. Casimir madeni himayesine alarak krallığına büyük bir servet kazandırdı. Madenin derinliklerinde ise zamanla daha büyük sürprizler ortaya çıktı.
İşçiler tarafından çıkarılan tuz, zamanla yerin altında tam donanımlı bir yerleşim yeri haline getirildi. Tuzdan oyulmuş şapeller, atölyeler ve sanat eserleri, yeraltı koridorlarını süsledi. Bu büyüleyici yeraltı şehri, ilerleyen yıllarda daha da derinleştirildi.
17. yüzyılda madene üçüncü bir katman daha eklendi. Doğu Avrupa'daki siyasi çalkantılara rağmen madenin genişlemesi devam etti. Bu muazzam yapı, kısa sürede uluslararası ilginin odağı haline geldi.
Yüzyıllar süren işçi emeğiyle şekillenen maden, 20. yüzyılın ortalarına kadar aktif olarak kullanıldı. Günümüzde ise bu eşsiz yeraltı mimarisi, her yıl milyonlarca turisti ağırlayan popüler bir destinasyon konumunda.